19 Eylül 2012 Çarşamba





FRANKFURT- BARCELONA BİSİKLET TURU

 (03 Eylül- 16 Eylül 2012)


 2008 yılından beri hayalini kurduğum İspanya turuna çıkmanın zamanı geldi. 2007’de Kuzey Fransa (Strassburg/Nancy/ Metz ve Lüksemburg) turundan sonra Güney Fransa ve İspanya’ya gitmeye karar vermiştim. Nasip 4 yıl beklemek gerekiyormuş. 32 günde Berlin’den 11 ülkede seyahat ederek İstanbul’a ulasan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilen bir bisikletçi olarak Fransa ve İspanya zor olmasa gerekir. Fransa dağları Bosna ve Sırp dağları kadar zor olur mu? Sanmıyorum. 4050 km’lik bir tecrübeden sonra yaklaşık 1600 km’lik bir tur daha kolay olacaktır. Almanya’nın finans merkezi Frankfurt’tan başlayacak turum Fransa üzerinden Akdeniz’e (Barcelona)kadar uzanacak. Yağmur, rüzgar, dağ, tepe, güneş hepsinin bir arada olacağı turda zaman zaman yanlış istikametlere gitmede olacaktır. Bisiklet ile yolculuk farklı bir duygu. İçerisinde doğa var, spor var, adım hızıyla yolculuk var, ülkeleri ve insanları daha yakından tanımak var, yağmurda, rüzgarda kalmak var, dağ başında yada düz vadide sessizliğin içinde kendini bulmak var, sabır var sabırsızlık var. Korkuyla yüzleşmek var, korkusuzca ilerlemek de var. Hedefe ulaşınca değermiş demek var. İspanya turu bu duygularla başladı.

1. Gün.   Frankfurt- Mannheim 110 km

İspanya turu bugün başlıyor. Geçen yılki gibi büyük bir medya çalışması yapmadım. Sessiz bir seyahat. Nedeni 4 yıldır yapmayı hedeflediğim turistik bir seyahat. Hatıralarımı ise belki bir gün Çılgın Türk’ün birisi çıkar ve bu güzergâhtan gitmek isterse zorluk çekmesin diye kaleme alıyorum. Birçok defa Mannheim- Frankfurt güzergâhında seyahat ettiğim için hiçbir zorluk çekmiyorum. Offenbach- Langen-Darmstadt- Heppenheim yolundan devam edip Ren nehrine paralel bisiklet yoluna giriyorum. Ren nehri yolunda başka bisikletlilerde var fakat gördüğüm kadarıyla onlar kısa yol yolcuları. Hava sıcaklığı 25 derecede seyrediyor. Eylül ayına rağmen oldukça sıcak bir hava sayılır. Akşam saat 19:00’a karşı Mannheim’e ulaşıyorum.

2. Gün Mannheim- Karlsruhe 78 km
Tüketilen su; 3,5 litre
Toplam sürüs saati; 6 saat
Hava sıcaklığı ; yaklaşık 30 derece
Karlsruhe istikametine yaklaşık 40km kadar geçen yıl gittiğim güzergâhtan gittim. Bal ve şeftali satın aldığım çiftçiyi Ketsch’de tekrar ziyaret ediyorum. Beni hatırladı. Bunda akasya balı alıyorum. Yeni kopabilmiş elma da almayı ihmal etmiyorum. Macar asıllı çiftçi hediyede veriyor. Eylül olmasına rağmen yakıcı bir hava sıcaklığı var. Temmuz ve Ağustos’ta çok daha sıcak olurdu. Su tüketimi gittikçe artıyor. Formula 1’in pistlerinden birisinin olduğu Hockenheim’den sonra Ren nehrine paralel toprak yoldan dümdüz Karlsruhe’ye kadar geliyorum. Bu gece çadır yerine Jugendherberge’yi tercih ediyorum. Karlsruhe Yüksek Okulu ve Saraya yakın olan Jugendherberge Merkez’e 1,5 km uzaklıkta. Yerleştiren sonra biraz şehir merkezini turluyorum. Karlsruhe’de hatırlarım canlanıyor. 2000’lerde bu şehirde kalmıştım. Yarın Hedef ya Strassburg ya da Freiburg.

3.Gün Karlsruhe- Freiburg 168,3 km 

Tüketilen su miktarı 4 litre
Sürüş toplamı: 8,5 saat
Hava sıcaklığı yaklaşık 26 derece
Karlsruhe’de güneşli bir havaya uyanıyorum. Jugendherberge’nin kahvaltısı insani tok tutacak kadar iyi. Odalar ve rahatlığı için aynı şeyi söylemem zor ama ekonomik olduğu için idare ediyoruz. Suyu tedarik ettikten sonra Rastatt, Baden- Baden istikametine yola çekiyorum. Buraları eskiden kaldığım için bilmenin avantajını yaşıyorum. Elma ve mısır tarlalarının arasından neredeyse hiç trafiğe çıkmadan Rhaintall bisiklet yolunu takip ederek Freiburg’da kadar gelinebiliyor. İsteyen Offenburg isteyen Kara Ormanları aşarak Freiburg’a ulaşabilir. Akşam saat 20:00 çadırla konaklayacağım Freiburg Herzberg kamp yerine ulaşıyorum. Şehir merkezine 1,5 km uzaklıktaki kamp yeri oldukça temiz ve güvenli. Çadırı kurup eşyaları yerleştirmem 15 dakikamı alıyor. Hava gece biraz serin ve hafif yağışlı olsa da sorun olmuyor. Sabah kapalı ve az yağmurlu bir havaya uyanıyorum. Acaba güneşli günler geride mi kaldı? Bugün İspanya turunun ikinci yani Fransa etabına ulaşacağım.


4.Gün Freiburg- Manduere 133km 

Sabah hava biraz serin olsa da öğleye doğru güneş kendini hissettirdi. Yaklaşık 30 km’lik yanlış istikamet olmasa hedefe daha erken varabilirdim. Freiburg’dan Hartheim tarafına gitmeden Breisach/ Colmar (F) yolunu tercih edince yol uzadı. Breisach’dan tekrar Ren nehri kenarına inerek Mulhouse (F) 18 km kalıncaya kadar nehir kenarından özel bisiklet yolundan gidilebiliyor. Yolda ailecek camping yapan bisikletlilere rastlıyorum. Yaşlı, genç çocuk her nesilden insana rastlamak mümkün. Mulhouse kadar bazen orman içinden bazen araç yolundan ilerlemek gerekiyor. Fransa’da insanlar yardımsever. Gideceğiniz yeri söyleyince anlamadığınız Fransızcayla size anlatana kadar durabiliyorlar. Mulhouse’da tren istasyonunun yanından uzanan özel Euro 6 bisiklet yoluna girmek gerekiyor. Euro 6 aslında Karadeniz’e kadar uzanıyor. Belford’tan Montbelliard (tabiki bunların okunuşu çok farklı) oradan Mandeure’deki camping alanına ulaşıyorum. Geçtiğim şehirler bana Avrupa’dan çok Doğu ve batının karışımı yerler izlenimi veriyor. Yollarda Fransız’dan çok Arap kökenli insanlar var. Sanki Cezayir, Fas veya Tunus’tayım. Hatta evlerin bahçelerin görüntüsü bile Avrupa’dan cok bir Ortadoğu ülkesi. Mandeure bir kasaba. Hatırı sayılır Türk yaşıyor. Şehrin futbol sahasında Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzon vs formaları 20-25 kişi yaşlısı genci maç yapıyorlardı. Camping yeri çok iyi değil. Duşu ve wc’si var. Kapalı diyorlar ama kapısı 24 saat açık ve bekçisi yok. Buna rağmen freiburg’dan daha rahattı diyebilirim. Çadırımı Atlantik kıyısından karavanla evlerine dönen yaşlı Alman çiftin karavanının yanına kuruyorum. Yurt dışında Almanlar, Almanca konuşan Türk bulunca akrabasını görmüş gibi seviniyor. Acaba siyasileri de yurt dışına mı göndermek gerekiyor. Evsiz kalmış Romanlar burayı mekan tutmuş. Kimseye zararları yokmuş. Akşam geç geldiğim için büroda kimse yok. Çadırın diğer tarafı inek çiftliği olduğu için gece ineklerin otlanması uykusu derin olmayanları rahatsız edebilir.


5.Gün Manduere – Lons le Sanuer 192 km 

Sabah erken kalksam da yanımda karavanda geceleyen Alman çift sabah „bir kahve içmez misiniz“? deyince kırmadım. Emekli öğretmenlermiş. Atlantik kıyısında yazlıkları varmış. Damatları Tunus asıllı Fransızmış. Kadın: „Türkler olmasa Almanya çok sıkıcı olurdu. Dedi. Bende bunu birde siyasiler görse dedim.Ayrıca Türklerin dil öğrenmeye yatkınlığından bahsetti. Vedalaştıktan sonra ayrılıyorum. Montbelirad’tan Karadeniz’e kadar uzanan Eurovelo 6 bisiklet yolunu tercih etmedim biraz pişman oldum. 1200 metre yükseğe çıktım. 20 km sadece rampa. Dag dag dag çık çık bitmiyor. Tavsiyem Montbeliard’tan Besancon’a oradan Lons le Sanuer istikametini takip etmeleri. Dağ yolunun panoraması ve fransız köylerini görmek için çok iyi. Asıl Fransa’yi bence köyler oluşturuyor. 1000 metrede onlarca yerleşim yeri. O kadar köy ve dağ geçiyorsun yolda kaynak suyu çeşmesi yok. Yol da sürücüler bisikletlilere alışık oldukları için kızıp korna çalmıyorlar. Yol genişleyene kadar takip ediyorlar. Başka bisikletlilerle de karşılaşıyoruz. Birisi İsviçre’den başlamış Strasburg’a gidiyor. Buralarda çok gezmiş detaylı şekilde dağları yolları anlattı. Tavsiyelerde bulundu. Aksam 21:45 gibi gece karanligindada pedallayarak Lons le Sanuer’e ulaştım. Çadır kuracak isteğim olmasa da La Majhouer(düzeltilecek) camping yerinde saat 22:15’te cadırımı kurdum. Burası fena değil. Kapalı, rahat bir yer. Fransa’da Afrikalı ve Arap nüfusu şehirlerde çok belirgin. Fransa’nın özünü köylerde görmek mümkün.

6. Gün Lons le Sanuer- Lyon 152,3 km 

Geceyi rahat geçirdim. Sabaha karşı hafif soğuk olsa da bir önceki gün gibi değil. Çadır kurduğum yerin etrafı ağaçlarla çevrili olunca rüzgardan korudu. Sabah oldukça güneşli bir havaya uyandım. Dün 25- 30 derecede pedallamıştım sanırım bugünde rahat bir 30 derece olacak. Sanırım taşıdığım su miktarını arttırmam lazım. 8 Euro kamp ücretini ödedikten sonra istikameti belirlemek için işletme sahibine soruyorum. iki alternatif söyledi. Birincisi bol ağaçlı ve manzaralı dağ yolu yada Valance kadar giden düz araç yolu (Fransizlar National diyor bu yola) ben national’i tercih ediyorum. Ara ara çok hafif rampalar olsa da genel olarak çok düz bir yol. Yanlış yöne gitme ihtimalide yok. Lons le Sanuer’den sonra Saint Amouer ve Bourg en Bresse yolunu takip etmek gerekiyor. Saint Amour’de 15 kadar Türk aile yaşıyormuş. Galliny diye bir köyde küçük bir kebapçı camına Türk bayrağı asınca onun hatırına selam vermek için duruyorum. Karamanlı Mehmet Ali’nin yeri. 30 yaşında. Tipik bir Avrupalı Türk genci. Türkiye’ye derinden bağlı ama Türkçeyi neredeyse konuşamıyor. Baştan kötü alışkanlıklar edinmiş ama çocuğu olunca sorumluluk sahibi olmuş. Fransız köylerinde insanlar bayraktan dolayı dükkana gelmemeli yapıyorlar mi diye soruyorum. Kendileri bilir, hiç kimse gelmese daha indirmem bayrağı diyor. Banada ikramlarda bulunuyor. Para almıyor. Vedalaşarak yolumuza devam ediyorum. Peronnas/lyon yolunu takip ediyorum. Küçük köy ve kasabaları görmek iyi ama Lyon’u da ziyaret etmeden geçmemek gerekiyor. Lyon güzel bir şehir. Türklerin 3-4 camii kurduğu bir şehir. Kebapçısı da bol. Dior kebapçısında bol bol muhabbet ediyoruz. Üç gün önce kamp yerini basan kişiler İngiliz bir aileyi ve cinayeti gördüğü iddia edilen iki bisiklet yolcusunu öldürmüşler. Amana dikkat et! Uyarısında bulundular. Allah korusun!



7. Gün Lyon- Valence 112,7 km 

Lyon’da güneşli bir hava. iki gün sıcak olacakmış.Yine national’I takip ederek 100 km sonrasında Valence’ye ulaşmayı hedefliyorum. İspanya sınırı 400 km. Oradan Bercelona 250 km yani Allah’ın izniyle 1 haftalık bir yolum kaldı. Lyon şehir merkezinden çıkmak zor oluyor. Viennne-Valence istikametini bulmak için epey soruyorum. Son sorduğum koşu yapan ihtimal hindu asıllı fransiz’in tarif ettiği yere giriyorum. Kavşağa gelincede tekrar uzaktan kol hareketleriyle sola git diyor. Emniyet şeridinden 2 km kadar gittim. Araçlar korna çalıp dikkat işareti yapınca adamın otobana yönlendirdiğini anlıyorum. Mecburen yolu tersten gitmek zorunda kaldım. Valence gitmek için Lyon’dan Fons köyüne yönelip oradan Ren nehrine çıkmak gerekiyor. Fons’da Rafael adında bisikletli beni nehre çıkarmak için 20 km eşlik ediyor. Türkçe kelimelerde konuşan bir Fransız. Adam bütün Türkiye’yi kuzeyden güneye doğudan batıya gezmiş. Vedalaşıp yoluma devam edeyim darken 4 km sonra ilk lastik faciasını yaşıyorum. Hem de arka teker. Allah’tan yanımdan geçen Fransız olaya Fransız kalmadan Fransızca yardıma ihtiyacınız var mi? dedi. Onun yardımıyla tamir ettik ama teker sağ sol yapmaya başladı. Bir türlü ayarlayamadık. Valance’de tamirciye götürme düşüncesiyle bu şekilde yola devam etmek zorunda kaldım. Hava sıcaklığım yine 30 derecenin üstünde. St. Rambert d’ Albon’a 10 km kala tekrar lastik patladı. Bir önceki tamir adında tekerin vidasını açmak için kullandığım anahtarda garip şekilde kırılınca işim zor oldu. Demek ki yedek ’in yedekini de almak gerekiyor. Geri dönsem ileride yürüsem 10 km. Pazar olduğu için heryer kapalı. St. Rambert d’ Albon’a yürür, camping alanında kalır sabah tamir ettirir yola devam ederim diye 10 km yürüdüm. Ren nehri bisiklet yolu olduğu için sessiz sakin bir yol. Köyün girişinde 6 Türk genci (14- 16 yaşlarında) gördüm. Fransız gençleri demeye kalmadı Türkçe konuşmaya(Küfürleşmeye) başladılar. Selam gençler tamirci var mı der demez; abi sen Türk müsün, bizde malzemeler var deyip küçük motorlarından anahtarları çıkarıp tamire koyulduk. Suyumu tazelediler, abi aç mısın diye sordular? Kola ikram ettiler. St. Rambert d, Albon köyünden Yozgatlı Emre, Ali, Ahmet, Murat, Hasan ve Hanifi’ye teşekkürler. Bizim insanımızın ne kadar iyilik sever bir öze sahip olduklarını tekrar gösterdiler. Zor ve stresli bir günün ardından Akşam 20:50 gibi Valence ulaşıyorum. 8. Gün Valence- Avignon 137 km Bugün Valence’de yedek lastik almam gerekiyor. Yozgatlı Hamza abinin yardımıyla yedek iç lastikleri alıp güzel bir kahvaltı ikramından sonra yola çıkıyorum. Valance’den isteyen Eurovelo bisiklet yolunu takip ederek Ren nehri kenarından isteyende National 7 (N7) numaralı tali yolu takip edip biraz daha kısa sürede Avignon’a ulaşabilir. Ben tercihimi N7’den yana kullanıyorum. Bugün hava rüzgârlı ve karşı yönden esiyor. Hızımı kesse de rampa çıkmaktan daha zor değil. Valence’den yaklaşık 25 km sonra yol iyice daralıyor ve iş kamyonlarının geliş gidişleri artıyor. Bazen onlara yol vermek zorunda kalıyorum. Montelimar tam 50. Km’de. Küçük bir kasaba ama Türk nüfusu var. Molayı, La Fontaine Kebap’ta veriyorum. Bana ikramlarda bulunuyorlar. Su takviyesi yaptıktan sonra N7yi takip ederek Orange’ye doğru devam ediyorum. Akdeniz’e yaklaştıkça evlerin mimariside değişiyor. Çok katlı bina yerine tek katli bahçeli ve kiremit kaplı evler başlıyor. Buralar caddeleriyle, evleriyle, ağaçlarıyla A bana Türkiye’yi hatırlatıyor. Avignon tarihini korumuş bir şehir. Mutlaka yolu bu tarafa düsenin görmesi gerekiyor. Ortaçağ’dan kalma surların içine kurulu bir yerleşim. İnsanlar hala surların içinde tarihi evlerde yaşıyor. Çiçekçilik ve sabun üretimiyle ünlü bir kent. Türk nüfusu yok sanırım fakat Arapların gözle görülür ve çoğunluğu var. Oteller pahalı. La Point de Avignon diye bir Camping yerine gelip 12. 39 Euro vererek çadır yeri kiralıyorum. Yer hemen Ren nehrinin kıyısında. Reception’daki Fransız pasaportu görünce oo Türk diyor. Daha önce hiç Türk turist gelmemiş kamp kurmak için ben bir manada ilk oluyorum. Oldukça yardımcı oluyor. Burası büyük bir kamp yeri. Sağımda solumda Almanlar var. Bir grup Alman genç gece gürültü yapsalarda hava hiç soğuk değildi. Rahat bir gece geçiriyorum.

8. Gün Avignon- Sete/Marsallian 143,5 km 

Güneşli bir havaya dinlenmiş şekilde uyandım. Mini bir kahvaltıdan sonra Avignon’dan çıkmak için Villeneuve les Avignon / Les Angles istikametini takip etmek ve Montpellier yoluna girmek gerekiyor. Yada D2 numaralı devlet yolunu. Artık Montpellier’e yaklaştıkça iyice Akdeniz havası hakim oluyor. Çam ağaçları, zeytinlikler, üzüm bahçeleri. İnsan buralar bana tanıdık geliyor bile diye biliyor. Montpellier bir turizm şehri. Mimarisi güzel binalar var. Akdeniz’e kıyısı olan bir şehir. Buraya gelince bisikletin tekeri tekrar patlıyor. Bu sefer profesyonel bir tamirciyi götürmeye kararlıyım. Güney Fransa’da dikkatimi dükkânların genelde 13- 15 yada 14- 17 arası öğle tatili için kapalı oldukları çekiyor. Bir bisiklet tamircisi bulmak için birkaç kişiye soruyorum. Bilen yok. Kebapçı’ya sorunca önce gel bir şeyler ye iç, dinlen bakarız diyor. Teşekkür edip yolumun uzun olduğunu söylüyorum. Başka bir Fransızın yardimiyla bir tamirci buluyoruz. Adamın saati 45 euro. Dakika tutuyor. İç lastik, vites kontrolü derken 30 Euro’ya mal oluyor. Uzattı mı bilmiyorum ama benim iç lastiklerin(Made ın Germany)kaliteli olmadığını söylemeye çalıştı. Süper marketten mi aldın diye sordu? Yok bisikletçiden aldım dedim. 3 defa olunca üretici firmaya şikâyet mektubu yazmayı düşünüyorum. Bisikleti genel bir kontrolden geçirdikten sonra Bezirs istikametine yola devam ettim. Buraya giden iki yol var. Birisi Meze diğeri Sete. Deniz ve kara yani. Ben deniz yolunu (SETE) tercih ediyorum. Akdeniz biraz rüzgârlı. Yolda ilerlemeyi zorlasa da sorun yok. Değer. Yolda bisikletiyle Bercelona’dan çıkıp Fransa- İsviçre- Almanya’yı dolaşmış ve geri dönen bir İspanyol ile karşılaştım. Bir kaç ay oldu diyor. Sete Montpellier’e 25 km uzaklıkta. Güzel bir Akdeniz kasabası. Sokaklarda yine Arap nüfusu yoğunlukta. iki tanede Türk kebapçı var. Araplarda kebapçılık yapıyor. Sete çıkısında yayalar için denize kıyı koşu yolu yapmışlar. 10 km uzunlukta yolun sonuna doğru camping yerleri var. Yolda Hollandalı bir çiftle karşılaştım. Birçok ülkeyi bisikletle gezmişler bu yıl karavan kiralamışlar. Memnun değiliz seneye yine bisikletle Amsterdam- Roma hattını gideceğiz dedi. 21: 00 gibi camping yerine ulaşıyorum. Denizin dalgalarını dinleyerek çadırın içinde yorgunluğu çıkardım.

9. Gün Marsallian- Portbou 178,1 km

Bugün hava biraz bulutlu. Yağmur yağabilir. Km’lerce taşıdığım yağmurlukları belki bugün kullanırım. Güneşi az rüzgâr bol bir havada ilerledim. Küçük köylerden geçerken plaj tabelasını görüyorum fakat 4-5 km içeriye girip çıkmam konsantreyi bozar diyerek yoluma devam ediyorum. Bir tarafta üzüm bağları görmek artık olağan hal aldı. Sete’den düm düz gidince doğrudan 30 km uzaklıktaki Bezeres’e ulaşıyorsun. Bezers 100 bin nüfuslu bir şehir. Pascha TurQua kebapçısında mola veriyorum. Söylediğine göre caminin 700 üyesi varmış. Demek ki Türk nüfusu biraz var. Türkler, genelde bisikletle seyahat eden bir Türk görünce „abi ne kadar gidersen o kadar para filan mi alıyorsun. Biz arabayla zor gezerken sen nasıl bisikletle geziyorsun. Valla sabır işi, helal olsun filan“ diyorlar. Güneye indikçe Arap nüfüsü de artıyor. Sokaklarda oturan yaşlı Araplara rastlamak insana Ortadoğu’da hissi veriyor. Bezers’den sonra Norbon’a notional’dan 20 km. Asil Norbon’dan sonra dikkat etmek gerekiyor. Porto la Nouvelle ve Leucate la Franque istikametini takip ediyorum. Yoksa dağları aşmak zor oldu hemde zaman kaybı. Perpignan’a kadar kimi zaman göller, kimi zaman Akdeniz kıyısı kimi zamanda dağlar ve tepelerden ulaşıyorum. Yollar biraz rampalı ama dik yokuş değil. Perpignan Fransa’nın Ispyanya sınırındaki (Akdeniz kıyısında) son büyük şehri. Perpignan’da tabelalar Fransızca ve İspanyolcadan oluşuyor. iki dillik hakim. Burada artık Bercolana tabelasını fazlasıyla görmek mümkün. Perpignan’dan Elne,Argeles ve Callioure national yolunu takip ederek Fransa’nın son köyü (tipik Akdeniz koyu) Cerbere ulaşılıyor. Cerbere’den İspanya’ya 7 km. Ama bu 7 km için tepeyi aşmak gerekiyor. Hava rüzgârlı ama rüzgar zorlamıyor. Tepede sınırda resim çektirmek için duruyorum. Fransız, Türk bayrağını görünce geçen hafta Bodrum’da olduğunu söylüyor. Bana resim konusunda yardımcı oldu. Artık İspanya’dayım. Portbou’da konaklıyorum. Küçük sakin bir kıyı köyü. Hava o kadar rüzgârlı ki gece çadırda kalmak riskli. Onun için ucuz bir hostel’e yerleşiyorum. Reception’daki görevli daha önce araçla geçerken kalan bir kaç Türk turist olmuş ama bisikletli ilk defa görüyor. Beni Amerikalı sandı. Türkler iyi, sıcak ve dürüst insanlar dedi. Gece sabaha kadar rüzgar sesinden uyumakta zorlandım. Kahvaltısı da kötüydü.


10. Gün Portbou- El Mosnou 173,7 km

Sabah hava güneşli ama hafif rüzgar var. Barcelona’ya 200 km kaldı. 12 km’lik Portbou’yu çıkana kadar keskin rampalar bekliyor. Bugun pedallamak keyif veriyor. Portbou’dan Figueres’e doğru yol bazen denizin kenarından bazen dağın yamacından ilerliyor. Bir düzlük bir rampa ama hiç zor gelmiyor. Hava rüzgârlı olmasına rağmen sorun yok. Hatta rüzgar rampa aşağı bisikletin tekerlerini bazen yerden kesecek kadar hızlı esiyor. Bir sağdan bir soldan. Arada bit tünelden geçiyorum. Balkan ülkelerin tüneli gibi değil olukça geniş ve ışıklandırılmış. N260 mi takip ederek dağlar tepeler arasından Figueres’e ulaşıyorum. Burada iki seçenek var. Ya dağları aşmayı göze alip Akdeniz’in kıyısında pedellamak için Cadagues yada devlet yolunu N-II’yi takip ederek Barcelona’ya yönelinebiliyor. Ben hedefe erken varmak için ikincisini tercih ediyorum. Yolda kaybolma ihtimali yok. Her 10 km’de bir tabela çıkıyor birde kavşşaklardada düzenli işaretlenmiş. Yolların emniyet şeridi oldukça geniş. Figueres’de İtalyan bir bisikletçiyle karşılaştım. Bütün Alpleri gezmiş Barcelona’ya gidiyor. Bisikletinin tekeri patlayınca 30 dakika mola verdik. Onda beş kilo yük anca ama bende 20 kiloya yakın. Otellerde kalıyor. Beraber 20 km kadar gittik, o arayı açtı. Gorina’nin çıkısında tekrar karşılaştık. Burada yol birden A2’ye bağlanıyor. Otobanın bir derece küçüğü. Bisikletin girmesi yasak ama 10 km bu yoldan başka alternatif göremedim. Emniyet şeridinin en sağından hızlıca geçmeye caliptim. Rampalar çok dik değil. Hatta çıktığın yokuştan daha uzun inişi var. Rahatlatıyor insanı. Malgrat de Mar’a ulaşınca sorun yok. Tekrar Akdeniz’deyim. Denize paralel uzanan dümdüz yol. Yarış bisikletleriyle yollarda birçok insan var. İspanya akdenizin diğer kıyısı olduğu için insan kendini Antalya- Alanya arasında gibi hissediyor. Bugün 180 km yol yaptım ama hiç yorulmadım. Çok güzel camping yerleri var. Mataro’dada gecelemek için sahilden yol devam edince Mataro’da camping yerini göremedim. Gece 21:30’a yaklaşırken ne bir otel ne bir camping yeri gözüme çarptı. Aslında Arenys de Mar’de kalsaydım olacakmış. Barcelona’ya gündüz gözüyle ulaşmak için El Masnou’da iki yıldız otelde konakladım.


11. Gün El Masnou- Barcelona 20,5 km 

Hava sıcaklığım 30’un üzerinde. Otel fena değil. Denize 100 m ama maalesef burada demir yollarını denize paralel yaptıkları için her yerden sahile yol yok. Bugun 11 günlük seyahatin son günü. Hedefe ulaşmaya az kaldı. 18 km sonra Barcelona.

12. Gün Barcelona 

Bugün hedefe ulaşma günü. Kıyıdan Barcelona’ya giden güzel bisiklet yolu var. Bir ara kıyı yolundan çıkıp NII’yi takip ediyorum. Badalona’da yol birden otoban (Autovia) oluyor. Buradan gitmek yasak. Onun için tali yola girmek gerekiyor. Bir müddet sonra tekrar NII’ye yönlendiriyor. Barcelona’nin Badalona girişinde “BARCELONA”tabelasi yok. Taksiciye soruyorum fakat en az daha 20 km başka yöne gitmem gerektiğini söylüyor. Bende kücükde olsa Barcelona’nın bir semtini gösteren yerde hatıra resmini çektiriyorum. Barcelona bir Akdeniz kıyı şehri. Kalabalık ve sıcak. Meydanda tarihi bir kilise (girişi ibadet dahil 18 euro) birde Katalonya Meydanı var. Ayrıca liman kısmında Kriftof Kolomb’un heykeli. Gece geç saatlere kadar insanlar dışarıda ve hayat oldukça canlı.

13. Gün Berlin’e dönüş 

Barcelona’da bir gün kalıyorum. Gezecek görecek başka yerleri olsada geri dönüş vakti. Başka zaman sadece gezmek için gelmek gerekir. Tren biletleri oldukça pahalı. Gece treniyle Basel üzerinden Berlin’e 394 Euro. Hem de 30 saate yakın sürüyor. Bunun yerine hava yollarını tercih ediyorum. Lufthansa ile Barcelona- Berlin 106 euro+ 65 euro bisiklet taşıma ücreti. 2 saat 20 dakika sonra Berlin’deyim. Böylece bir hayal gerçekleşmiş oldu. Frankfurt- Barcelona. Geriye Onlarca köy, insanlar ve yüzlerce km yol’dan geri güneşten renk değiştirmiş ve kilo kaybına uğramış şekilde birçok hatıra kaldı.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Alman Büyükelçi'den övgü: Çok güzel bir mesaj oldu

Alman Büyükelçi Pohl

Alman Büyükelçi Pohl

Alman Büyükelçi Pohl

YURTNAÇ, İsmail ÇEVİK’i Kabul etti


'Almanya'ya Türk Göçünün 50.Yılı'nda Katkı için Bisiklet Sürüşü' projesi kapsamında Başkanlığımız sponsorluğunda Berlin'den İstanbul'a gelen İsmail ÇEVİK, Kemal YURTNAÇ tarafından makamında kabul edildi.
YURTNAÇ, İsmail ÇEVİK'in gerçekleştirdiği yolculuğun çok önemli mesajlar içerdiğini belirtip bu bisiklet sürüşünün kitap haline getirilerek geniş kitlelere ulaşmasının sağlanacağını söyledi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının projeye verdiği destek için teşekkürlerini ileten İsmail ÇEVİK, daha sonra Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçisi Eberhard Pohl'u ziyaret etti.