Sabah 8:30’da kahvaltı ile güne başladım. Günlük yaşananları kayde geçmek biraz uzun sürdüğü için akşamları erkenden istirat etmek olmuyor. Buna rağmen dinç sayılırım.
Kahvaltıda iki şandeviç ekmek, bir tabak mısır gevreği, iki dilim peynir, bal ve meyve suyu vardı.
Sonra odayı toparla, çarşafları geri teslim et, çıkış al derken saat 10’u buldu. Doğru Başkonsolosluğun olduğu yere. Binanın önünde işlem yaptırmaya gelen vatandaşlar beni görünce hemen yanıma geldiler. Birisi 1966’da gelmiş.
„Yeğenim nereye böyle?“ herzamanki gibi turu anlattım.
„Helal olsun ama dikkat et kendine, özellike eski yugoslav ülkelerini ve Bulgarı geçerken dikkat et“
"Bulgaristan’a uğramayacağım."
Sonra vatandaşlar kendi aralarında konuşmaya başladılar.
„Bisiklet ile Türkiye’ye gidiyor?“ Yapmaya ya. Büyük cesaret.
Birisi geldi „Hemşerim arabayla gitmeye üşeniyoruz sen bisikletle gidiyorsun. Valla çok güzel birşey senin yaptığın.“
Ausgburg’dan İsmet Güneş turu gazetede okumuş. Beni orada görünce şaşırmış. Benim gazetedeki yazılarıda okumuş. „Allah razı olsun çok güzel çalışmalar. Özellikle hapishane ve gençler dosyası çok faydalıydı. Ben çocuklara okuttum“ dedi.
İsmet bey, sağolsun birde kahve ikram etti. Augsburg’a davet etti. Fırsat bulursak geleceğimizi söyledik.
Sonra “Zeynep” isimli küçük bir kız çocuğu geldi. Amcasınında bisiklete binmeyi sevdiğini ve benimle resim çekinmek istediğini söyledi.
Bu güzel bir andı. Küçük bir çocuğun bisikletliyle resim çekilmesi. Umarım bir bisiklet dostu olarak büyür. Resmi kendisine göndereceğimizi söyledik.
Münih’ten Tamer Aktaş ve Bayram Aydın arkadaşlarımız geldiğine göre Başkonsolosumuzu ziyaret edebiliriz.
Başkonsolos Hidayet Eriş bey, bisklet turunu çok beğendiğini, hem göçün 50. Yılı, hem dostluk hemde bisiklet vurgusunun çok isabetli olduğunu söyledi.
Türkiye’nin ve Türk toplumunun tanıtımına büyük katkı verdiğini vurguladı. „Keşke bende katılabilseydim“ dedi.
Enerji vermesi için bize meyve suyu ikram etti. Dışişleri Bakanlığına ve diğer ülkelerdeki temsilciliklere güzergahları bildireceğini söyledi.
Sayın Eriş beye, sıcak ilgisi ve ikramları için teşekkür ettim. Böylece beni Almanya’dan Münih Başkonsolosumuz uğurlamış oldu.
Münih’ten saat 16:00 gibi ancak ayrılabildik. Yağmurda yağmaya başlayınca çok fazla ilerleme olmayacak yine münih’te kalacağım diye endişelenmeye başladım bile.
Hafif yağmur altında ilerlerken Kayserili Selçuk Koçyiğit ile karşılaştık. Yanlarından geçerken „ya bir bisiklet olsada bizde binsek“ deyince „Afedersiniz Rosenheim istikametine nasıl gidebilirim?“ diye sordum.
Kayserli Koçyiğit: „Türk bayrağı filan nereye?“
"Türkiye’ye……."
„Valla mı?“ evet.
"Helal olsun? Dur dur bir resim çekilelim. Seni muhakkak takip edeceğim."
“Beni yazmayı unutma. Osmanlının torunu ile karşılaştım” de.
Tamam seni yazacağım. Bak Kayserili Koçyiğit, sözümde durdum seni yazdım.
Sanırım bugün Salzburg’a ulaşmak zor olacak. Hava bulutlu olduğu için erken karardı. Hodelfin köyünden geçerken adres sormak için alman usulü ızgara satan bir büfenin önünde duruyorum.
"Rosenheim’e nasıl gidebilirim?"
"Biskletle mi?"
"Evet."
Şu köyden sağa, diğerinden sola derken „çok uzak ama bisikletle mi gideceksiniz?“
„Kaç km?“
„40 km vardır“
„sorun değil 2 saate alırım. Berlin’den geliyorum buraya“
„gerçekten mi? bu müthiş birşey rekor filan mi deniyorsunuz?“
„Hayır. Türk-Alman dosltuğuna katkı için Berlin’den Ankara’ya gidiyorum.“
„çok güzel. Kartınız filan varmı?“
Yok diyerek sitenin adresini veriyorum. Hatıra resimleri derken gerçekten çok şaşırıyorlar. Tebrik ediyorlar.
Magnafall nehrinin kenarından yani 2000 yıllık tarihi roma ticaret yolundan Rosenheime doğru yol alıyorum. Sağda artık Alp’ler belirmeye başladı. Hava farkediyor. Serinledi.
Rosenheim, Salzburg’a 35 km.
Akşam saat 20:30 gibi Rosenheim’e ulaştım. Kalacak biryeler bakmanın zamanı geldi. Havada erken karardığı için devam etmek zor gözüküyor.
Çadır kuracak yer yok. En iyisi cami filan sormak. Yolda bir vatandaşımıza Ditib’in Rosenheim’de cemiyeti var mı? diye soruyorum. Tarifi aldıktan sonra doğru çamiye.
Ditib Rosenheim Camii İmamı Sadi Alp beni görünce şaşırıyor.
“Hocam bugün Allah misafiriyim. İzniniz olursa caminin bir köşesinde dinlenip yarın yoluma devam edceğim”
Sadi hoca, bisiklet turunu gazetede okumuş, Rosenheim’e uğrayacağım aklına hiç gelmemiş. Valla benimde planımda yoktu ama münih’ten geç çıkınca ne yapalım.
Hemen bana uygun bir yer de gösterdi.
Caminin lokalında vatandaşlarımız beni görünce çok sevindiler.
Birisi; „Seni Rosenheim’e uğramayacak demişlerdi, anlat bakalım yolculuk nasıl gidiyor?“
„Amca planda yoktu. Herşey iyi gidiyor çok şükür“. Çok sevdindik.
Daha sonra Sadi Hoca, cemaatin merak ettiğini kendilerine kısa bir konuşma yapmamı istedi. Yaklaşık 20- 25 kişiye turun nasıl geçtiğine ve amacıma dair kısa bir konuşma yaptım.
Çok memnun kaldılar. Türk’ün böyle bir aksiyon yapması onları gururlandırmış. Neredeyse hepsi medyadan duymuş. Rosenheim’e sürpriz şeklide uğramam onları çok memnun etti. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'e özellikle Rosenheim’ın selamı var.
Birinci nesilde dördüncü nesilde Rosenheim’de turdan ve beni görmekten mutlu oldu. Sadi Hoca, sürpriz uğramam için teşekkür konuşması yaptı.
Tam caminin misafirhanesinde kalmaya hazırlanırken Karamanlı Süleyman bey ısrarla evlerine davet etti. Kıramadık bu geceyi Süleyman beyin misafiri olarak geçiriyoruz.
Rosenheim’den yarın ayrılacağız. 30 km sonra Almanya’ya veda ediyoruz. Bakalım turda başka hangi sürprizlerle karşılacağız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder