15 Temmuz 2011 Cuma

19. Gün: Budapeşte - Mohaç

Otel Budin’de güne kahvaltı ile başladık. Hay Tour’un sahibi Hakkı Yaz beyin misafirperverliği her ne kadar içimden bir iki gün daha kal Budapeşe’nin tadını çıkar dese de yol uzun. Türkiye’ye daha epey yolum var.
Bisikleti garajdan çıkarır çıkarmaz Budin’in karşısındaki evden adam koşarak dışarı çıktı. Gören de adam bisikletini kaybetmiş de buldu sanacak

„Nasıl yardımcı olabilirim?“

„Bisikleti böyle görünce dikkatimi çekti. Bende uzun yolculuk yapıyorum. Bisiklet ile Budapeşte‘den Antalya’ya gittim“

„Bende Türkiye’ye gidiyorum. “

„Antalya’ya kaç günde gittiniz?“

„12“

Amma attın? Bu mümkün mü?

„Bende hiç çanta yoktu. Ortalama 200- 250 km yaptım“
“Valla ben günlük 130- 150- bazen de 230 filan yapıyorum ama 25- 50 kilo yük var”
Adam sportif bir yapıya sahip. Bana Balkanlar ve Yunanistan ile ilgili tecrübelerinden önemli bilgiler aktardı. Hangi yolların daha iyi olduğunu söyledi-
Hatıra resimlerini çekmeyi unutmadım. Türkiye’yi çok seviyormuş, ekimde uçakla tatile gideceğim dedi.
Hakkı beyle de vedalaştıktan sonra Pecs ve Mohaç’a doğru yola çıktım.
6 numaralı devlet yolu doğru Pecs’e getiriyor.

Budapeşte’yi çıkmak kolay olmuyor. 7 numaralı yolu takip edip Erd’ten 6’ya çıkmayı planlarken yolu epey uzatacaktık ki Allah’tan Haytur’dan Hakkı bey, her şey yolunda mı diye arayıp

„Tuna nehrine paralel gideceksin. Nehri gördün mü?“ deyince,
Yanlış gittiğimi anladım.
O kadar da Macarlara sordum buraya yönlendirdiler. Az kalsın 20 km fazladan gidecektik.

Tahmini bulunduğum yeri tarif ettim.

Hakkı bey gelerek beni Tuna nehri yoluna çıkardı. Birde güneşlik şapkamı Stuttgart’ta unutmuştum Hakkı bey, „Şapka aldım sana güneşte ihtiyacın olabilir“ diyerek son jestini de yaptı.

Teşekkürler Hakkı bey, teşekkürler Haytur ve Budin Otel.

Araç yolunun en sağından Pecs’e ilerlerken hava sıcaklığı kendisini iyice hissettirdi. Su stokunu artırmam gerekiyor. Yerleşim çok dağınık. Kilometrelerce ne bir ev ne bir benzin istasyonuyla karşılaşıyorum. 6 nolu yoldan başka da alternatif yok. Güneye gideceksek bu yola mecburuz. Bu arada etapta bir değişiklik yaptım. Normalde Budapeşte’den Zagreb istikametine gidecektim ama Mohaç’ı görme isteği Türkiye’ye girişi uzatmamak için direkt aşağıya sallandım.
Su bitecek diye tasarruflu kullanmaya çalişsam da sıcaktan içmeden yapamadım. Tam suyum kalmamıştı ki benzin istasyonuna geldim. 6 litre su stokladım, bir şişede orada içtim.
Demek ki artık güneye indikçe hararet basacak.
Dunaujvaros şehrinden geçerken arkamdan birisi „Arkadaş, Türkiye“ diye seslendi.

İsmi Muhammed.

Kosovalı. Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini, savaştan sonra önce Almanya’ya sonra İngiltere’ye gittiğini daha sonra Macaristan’a yerleştiğini anlattı.
Benim bir eksiğim olup olmadığını sordu.
Hatıra resmi çektirdik.

Yol uzun bu gece Mohaç’a ulaşmam lazım.
Genelde mısır ve ayçiçeği tarlalarının yanından geçerek akşam vakti Pecs’e ulaştım. Bu şehirde Gazi Kazım Paşa Camii ve Türbeler var. İnsanın içi burkuluyor. Caminin tepesine hac yerleştirilmiş ve kapıya da çan. Çok garip ve sahipsiz duruyor. İnsanın üzülmemesi elde değil. Gece yarısını Mohaç’ta geçiriyorum. Hotel Pannan’a yerleştim.
Yarın sabah Mohaç’ı ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç Meydan Zaferini yaşadığı yeri görme heyecanı var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder